
İcra Avukatı Google Reklamları | Alacaklı ve Borçlu Ayrımı
İcra hukukunda arayan kişi iki tamamen zıt niyetten biriyle geliyor: alacağını tahsil etmek isteyen alacaklı, ya da icra takibiyle karşılaşmış borçlu. Bu iki grubu aynı reklamla yakalamaya çalışmak, ikisine de yanlış mesaj gösterme riski taşıyor.
Alacaklı tarafı çoğunlukla ticari
“Alacak tahsili avukatı”, “icra takibi başlatma” gibi aramalar sıklıkla bir işletmeden geliyor — ödenmemiş fatura, tahsil edilemeyen çek gibi durumlar. Bu kitleye ulaşmak için LinkedIn işletme sahiplerine ve mali işler yöneticilerine ulaşmada tamamlayıcı bir kanal olabiliyor.
Borçlu tarafı bireysel ve acil
Borçlu tarafındaki aramalar (“icra takibi geldi ne yapmalıyım” gibi) genelde stresli bir anda yapılıyor ve hızlı bir yanıt bekliyor. Çağrı odaklı kampanya bu gruba daha uygun.
Mesajı niyete göre ayırın
Alacaklıya hitap eden reklam “alacağınızı tahsil edin” derken, borçluya hitap eden reklam “haklarınızı öğrenin” gibi bir çerçeve kullanmalı. Aynı reklam grubunda ikisi karıştığında mesaj hiçbirine tam oturmuyor.
Mevzuat notu
Türkiye’de avukatlar reklam yasağına tabidir (1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.55, TBB Reklam Yasağı Yönetmeliği, Avukatlık Meslek Kuralları m.7-8). Google Ads kampanyası açmadan önce bağlı olduğunuz baronun yazılı görüşünü alın; ayrıntı avukat sayfasında. Ben hukuki görüş vermiyorum.
Nasıl başlıyoruz? Önce hangi tarafa ağırlıklı hizmet verdiğinizi konuşuyoruz. İletişim sayfasından ulaşabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
İki tarafa da hizmet veriyorum, nasıl yönetmeliyim?
Aynı hesapta ayrı kampanyalar kurup her birine kendi mesajını ve kendi açılış sayfasını vermek gerekiyor.
İşletmelere toplu tahsilat hizmeti sunuyorum, bu B2B mi sayılır?
Evet, bu durumda LinkedIn reklamları Google Ads’e iyi bir tamamlayıcı olabiliyor; karar verici doğrudan hedeflenebiliyor.
Hangi dönüşüm eylemi öncelikli?
Her iki taraf için de telefon araması; icra süreçleri aciliyet taşıdığı için form yerine doğrudan konuşma tercih ediliyor.
Nasıl çalışıyorum?
Çalışma saati paketleri
WhatsApp’tan ya da telefonda işinizden ve ihtiyacınızdan bahsedin; 5 ile 40 saat arasında bir çalışma paketinde anlaşalım, ben gerekenleri yapmaya başlayayım. Aldığınız şey bir takvim aralığı değil, doğrudan sizin işinize harcanacak net mesai. 40 saati üç gün aralıksız çalışarak da kullanabiliriz, bilerek zamana yayıp bir yılda da bitirebiliriz — işin gerektirdiği neyse o. İşin ne kadar süreceğini tahmin etmeye değil, işi yapmaya vakit harcarım; harcadığım her saatin işinizde kalıcı bir karşılığı olur. Faydalı olduğunu düşündüğünüz sürece bu şekilde devam ederiz.
Neden aylık değil?
40 saat 1 hafta mı oluyor?
Aylık sabit ücrette iki taraf da yanlış yere bakar: siz sabit gidere, karşı taraf kaç tane daha böyle sözleşme bağlayabileceğine. Saat üzerinden çalışınca ikimizin de baktığı yer aynı olur — yapılan işin gerçek değeri. "Toplamda ne kadar tutar?" sorusunun peşinen net bir cevabı olmaması bu modelin doğal maliyeti, farkındayım. Ama sonuç üretmeyen bir yapıya aylarca sabit ücret ödemek yerine yalnızca işinize ayrılan nitelikli zamanı ödersiniz, o zamanın nereye gittiğini de baştan sona görürsünüz. Müşterilerimin benimle tekrar tekrar çalışmasının sebebi bu.